ΐzMΐR_DeLΐSΐ's profile>>>> Bir Dünya Hayal Edi...PhotosBlogGuestbookMore ![]() | Help |
|
|
December 27 Biri bana geLsin ..!December 11 Talha Bora Öğe - Cenazeme Gelir misin ?Biliyorum, hiç beklemiyordun bu daveti. Birden geliverdi değil mi? Ansızın vurdu şakağına; saçaktan düşen buzdan kılıçlar gibi. Şaşırdın. Huzurunun göbeğine irice bir taş savruldu; halka halka titremede gönlünün düştüğü göl şimdi. Neşesi kaçtı vaktin; sevinçlerini pervane ettiğin mumlar titredi, bitti. Akrep ve yelkovanın ayakları dolandı; beklediğin “az sonra”lar havada asılı kaldı. Hüznün ölü kelebekleri kıpırdadı, sızılandı. Aşinâlığın tadı bozuldu; acının ketum, kekre sütunları devrildi göğsüne. Başını yasladığın uzun saatler, uzanıp uyuduğun bitmez günler vaadlerini yerine getiremeyeceklerini söylediler; yüzleri yerde, mahçup. Oyala(n)dığın ağaç gölgeleri çekildi üzerinden. Avunduğun/avuttuğ un haz perdeleri parelendi. Gözlerini ıslatamadan giden yağmurlar elindeki şemsiyeyi uçurdu. Konforunu bozmamak için parmak uçlarına basa basa odana giren, kalbini kanatmadan usulca gidiveren uzak acılar yakana dolandı şimdi.
“Hiç beklenmedik bir ölüm!” “Vakitsiz” “Erken!” “Sürpriz!” İşine ara vereceksin bugün... Kocaman bir pürüz olup çıkıverdim karşına. Hızını kestim hayatının. Üzerine saldım kaygılarını. Köşe bucak kaçtığın korkulara sobelettim seni. Ölümle arana koyduğun duvarı yıktım. “Ölüm bize de yaklaşırmış/yakışırmış” dedin. “Ölmesi kanıksanmış, ölünesi bir yaştayız artık.” “Rahmetli...” sıfatını ismimin üzerine yumuşak bir şal gibi atıvereceksin. İki yakasında da eksiğim İstanbul’un. Vapurların hiçbiri beklemiyor beni iskelede. Ben öldüm diye şeritleri eksilmedi otoyolların. Hayret! Ben öldüm bu defa... Şimdiye kadar hep başkalarıydı ölen. Gitsen de bir gitmesen de bir, bir cenaze olacak cami avlularından birinde... Seni bilmem ama ben bu cenazeye mutlaka gitmeliyim. Ayıp olur, çok ayıp... Davetlilerin yüzüne bakamam sonra. Dediği gibi şairin, bir musallâlık saltanatım bu benim. Başroldeyim. Toprağa konulacak adam rolü benim. Ardından ağlanılacak adamı ben oynayacağım. Hiç itirazsız karanlığa uzanmak bana düştü bu defa. Üzerine toprak atılan adamı... Unutulmuşluklar altında yüzü erimeye bırakılan adamı... Hüzünlerin münasebetsiz müsebbibi olacak adamı... Ayakkabısı kendisini beklerken bağları çözülecek adamı.... Elbiseleri evden çıkarılacak adamı... Ben oynayacağım. Yatağı soğuk kalacak adamı... Akşam eve dönmeyecek adamı... Kapıyı çalması beklenmeyecek adamı... Sofrada yeri olmayacak adamı... Adı telefon rehberinden silinecek adamı... Şehrin dudaklarından yarım ağız çıkmış bir hece gibi önemsizleşecek adamı.... Ben oynayacağım. Sevinçlerin ortasına en fazla bir hıçkırık gibi sokulsa bile hatıraların eşiğinden yüz geri edilecek adamı... Resmine bakıp bakıp da ağlanacak (yoksa ağlanılmayacak mı?) adamı... “Adı neydi... Hani..!” diye yokluğu kanıksanacak adamı... Soluk bir resimde mahzun bir tebessümün ardında aşklarını saklayan, susturan adamı... Ben oynuyorum bugün... Sahnedeyim. Beklerim. En öndeki olmalısın ayakta duranların. En dik duranı. İşte davetiyen: Canını çok seven, her günün sabahında burada sonsuzca yaşayacağına yeniden kanan, her lezzetin tükenişinde ölümün yanına uğradığını unutan, her hazzın zirvesinde yakasındaki ölümlü etiketini isteyerek düşüren, her yaz sıcağında içi dünyaya iyiden iyiye ısınan, doğduğu yılın rakamının büyüklüğünün kendisini kabirden uzak tuttuğunu sanarak avunan, kalbinin her atışında ölümlerden döndüğünün farkında olmayan, damarlarının bir köşesinde ansızın geliverecek pıhtılardan yapılmış veda haberleri saklayan, ayrılıkların çatlaklarından giren hüzünleri ölümün nefesi gibi yudumlayan, sevenlerinin gözlerinin ışığına sığınarak ısınan, unutulmayı, yok sayılmayı en ürkütücü uçurum bilen, güzelliğini aynaların kırıklarında arayan, toprağa girmeye üşenen, uzun süredir aramızda yaşayan dostumuz, arkadaşımız, sırdaşımız, kardeşimiz, babamız, evladımız, şimdilik unutmayacağımızı umduğumuz, bir süre unutmaktan utanacağımız, sonra unutacağımız, en sonunda unuttuğumuzu da unutacağımız Talha Bora Öğe doğduğu gün yakalandığı fanilik hastalığından, uzun süredir yatalak olmasına yol açan “her nefis ölümü tadacaktır!” yarasından, ömür boyu sancısını çektiği amansız yaşama rahatsızlığından kurtulup aramızdan ayrılmıştır.Ayrılmaya yazılmıştır.
Talha Bora Öğe - Korkmuyorum Seni Sevmekten (Düet.İkbal Gürpınar)Kaçmaya çalıştığın gerçek, Seviyorum Seni Be!Seviyorum Seni Be! Seviyorum seni be
İsim Koy Unutmayacaksanİsim Koy Unutmayacaksan Talha Bora Ögeİksir Gibi!İksir Gibi!
December 09 Atlantis Mobile pictures (Romanticism) AnimasyonluAtlantis Mobile pictures (Romanticism)
http://rapidshare.com/files/171729784/Atlantis_Mobile_pictures_romanticism.rar December 08 Siyah ve Beyaz
Öğretmenimiz bize çok iyi bir ders vermeye karar verdi. Bizi bütün Arkadaşım ; Söylediğine inanamadım, çünkü nesne siyahtı. Yeniden tartışmaya başladık, bu kez de nesnenin rengi hakkında. Öğretmen bu kez beni çocuğun yerine , onu da benim yerime geçirdi. Ve bu defa bana nesnenin rengini sordu. " Beyaz " yanıtını vermek zorundaydım, çünkü belli ki nesnenin bir tarafı beyaz, bir tarafı siyahtı. Öğretmenimiz o gün bana çok güzel bir ders verdi. Karsımdaki kişinin bakış acısını anlamam için, kendimi onun yerine koymam gerekiyordu. insan sevdiğini görmediğinde ...Kıskançlıklarla, kuşkularla hesaplaşmalarla süren sancılı bir aşkın orta yerinde süren sevişmeden sonra adam odadan çıktığında başlayan Başka Bir Zaman ...YARINLARA BAĞIŞLADIK UMUTLARIMIZI, BU GÜNE HİÇ BİRŞEY KALMADI. GEÇMİŞE KALABALIK YANLIZLIKLARIMIZI EKLEDİK, TAKVİM YAPRAKLARI HAYALLERİMİZİ BOŞA ÇIKARDI. SEVİNÇLERDE YARIMDI, HÜZÜNLERDE... BAŞKA YOLLAR VARDI, YÜRÜDÜĞÜMÜZ BAŞKA UFUKLAR. İLK KEZ DİNLEDİĞİMİZ BİR ŞARKI GİBİ EŞSİZ GELMİŞTİ DUYGULARIMIZ. OYSA ŞİMDİ ŞARKILARDA BİRBİRİNİN AYNIYDI, BİZİMKİSİ FARKLI SANDIK. YENİ ALINMIŞ ELBİSELERLE BAYRAMLIK SEVİNÇLERİNİ YAŞAYAN ÇOCUKLAR KADAR SABIRSIZDIK AMA BAYRAMLARIN ÇOCUKSU MUTLULUKLARDA KALDIĞINI ANIMSAYAMADIK. ...gözyaşına dair...Aglamak; kaybedilene agit... hüznün doruk noktasi ; acinin disa vurumu; çiglik çiglik feryatlarin gözlerden süzülüsü; kalpte acan yaralarin gözden kan kirmizi tasisi... içinde biriken tüm feryatlarin artik dayanilmaz hali alisi; kalbe oturan kara bulutlarin gökgürültüsüyle yagmurlari indirisi; belkide bazen sevinçlerin ifadesi... November 22 ey sevgiliBir sızıdır yüreğimdeki, İnler dururum…! Rahmet esintisinde sakladığın merhameti, Dinler dururum…! Ahları yol eder kendine dilim, Gider dururum…! Kuşlar konmaz artık gönlüme, Uğramazlar hiç…! Ve anlarım günahlarımı o an…! Sabahları karartan, Gündüzlerimi geceye boyayan günahlarımı…! Gözyaşlarımı kana bulayan günahlarımı…! Ve günahlarımı itiraftır gözlerim…! Sen EY Rahmet Padişahı …! Ümit var olunuz dedin ya, Tövbe edip geliniz dedin ya, Bundandır umut doluyum…! Bundandır affını, Düşler dururum…!!!! Vururda geçer gönlüme hep, ezici pişmanlıklar.. Açılır ellerim duâya dururum…! Bir halsizlik,bir ürkeklik,bir mahçubluk içindeyim Susarım, sadece Sana’dır (c.c.) bükük boynum… ! Bakamam semâna, Utanıyorum…! Ne büyük bir ateştir ki bu, Hadsiz yanıyorum…! Avuçlarımda gül birikmişti Sen’i (c.c.) sevince, Şimdi dikenlere döndüler günahlarımla, Kanıyorum…! Sızlanırım hep, ağlarım günahlarıma Pişmanım bütün yaptıklarıma Yüzüm yok belki ama Yok ki başka bir yer gideyim Yüzüm olmasa da geldim kapına…!!!! Sen ki En Yücesin (c.c.), Ben ki en acizim…! Sen ki Tek Padişahsın (c.c.), Ben ki hüküm bekleyen kölenim…! Ehadsın Sen, Bir Rabbimsin (c.c.), Bense yüzsüz kulunum…! Yüzsüz bir gencim…! Ey Kimsesizlerin Kimsesi (c.c.)…! Bir haber ulaşsın ötelerden yüreğime…! Ateşime bir yudum serinlik ulaşsın…! Günahlarımın enkazı altındayım… Tutsun beni elimden Rahmetin kaldırsın…! Sevdin bizi Rabbim (c.c.), sevdin de yarattın… Acizim, yolunda bir hiçim biliyorum…! Ve Sen’den (c.c.) bir umut, Sadece bir umut dileniyorum…! EY RABBİM (c.c.)…! Hükmedip cehennemine atarsan, Rab (c.c.) Sen’sin hakkındır… Lütfedip Rahmetine sararsan, Rahman (c.c.) Sen’sin şanındır… Ve bu son demde,, Yüzsüzüm, ama yinede kapına geldim… Güçsüzüm, ateşin sinede affına geldim…. November 20 Acı ama GerçekSevgilinizi,Karınızı; Öperseniz beyefendi degilsinizdir, Öpmezseniz adam degilsiniz. Iltifat edersiniz yalan der Etmezseniz birakir gider. Her istegine evet derseniz karaktersiz olursunuz Karsi çikarsaniz anlayissiz. Çok yanina giderseniz sıkıldım der Az giderseniz küser. Iyi giyinirseniz çapkinsin der Dikkat etmezseniz zevksizlikle suçlar. Kiskanirsiniz huyun kötü der Kiskanmazsiniz sevmiyorsun der. Siz bir dakika geç kalin kiyamet kopar Kendisi bir saat gecikirse bunda ne var. Arkadasinizla bulusursunuz adi ihmal olur O bulusur "Bizim kizlar" olur. Siz baska kadina bakacak olsaniz gözleriniz oyulur Baska bir adam ona baktiginda adi hayranlik konur. Konustugunuz anda dinlemenizi ister Dinlediginiz anda "Neden konusmuyorsun?" der November 19 Sevgiyi sevmeyi bilmiyoruz ...Ne kadar acıdır,bilirmisiniz? Korkularımız yüzünden kaybettiklerimizi düşünmek... Yalanlar üzerine kurulan gelecek, hatalardan dersler almamak, paylaşamamak, dünden kurtulamamak, iç çatışmalarla, maskelerle yaşamak... Dün ölüdür. Şu an tek gerçektir. Yarın ise kucağınıza doğacak bebektir. Cesetlerin ve yeni doğan bebeklerin kaygısıyla yaşamı kendimize zehir ediyoruz. Tek gerçek olan şu anı,"şimdiyi" yaşayamıyoruz. Neden? Çünkü özgüven yoksunuyuz... Oturmamış, gelişmemiş kişiliklerimizle, toplumsal kalıplarımızla, kendimizi aşamadan, sıradanlıktan kurtulamadan birer robot gibi yaşamaya çalışıyoruz. Paylaşmaktan korkuyoruz. Bizi rahatsız eden, hatalarla dolu geçmişimizi kendimize bile anlatamıyoruz. Kalmış ki başkalarına anlatmak düşüncesi bile bizleri ürkütüyor. Oysa hata yapmak özgürlüğümüzdür. O doğal olan, öğrenmenin temeli sayılan "hata yapma özgürlüğümüz"ü kullanmış olmakla, başka bir ifadeyle, acıyı tatmak, hissetmek "tatlının" iyi olduğunu da öğrenmek, anlamak olduğunu bilmiyoruz. Üç yaşındaki bir çocuğa elini sobaya vurduğunda canı yanacağını defalarca söylemeniz birşey ifade etmeyecektir. Elini sobaya vurarak, canın yanması ile sobadan uzak durması gerektiğini yaşayarak öğrenecektir. Lütfen yaşamaktan korkmayınız!!! Paylaşmak, mide bulantısı olup da kusamayan hastanın, kasılmaları göze alarak, parmak atıp kusması, birkaç gün mide kasılmasına razı olup, sonrasında sağlığını kazanması gibidir... Beyni-bilinç altı dolu olan insan, sürekli mide bulantısıyla yaşayan hasta gibidir. Düşünün, eskilerini çıkartamadığımız için yeni birşeyler yiyemeden, sürekli "öğürerek" ama aynı zaman da taktığımız maskelerle farklı görünerek yaşamaya çalışan zavallılarız... Sevgiyi, sevmeyi bilmiyoruz. En önemlisi kendimizi sevmiyoruz. Sevgi, ilgi ve bilgi ile gelişir. Kendimizi tanımak, bilmek, değerli görmek "kendini sevme"nin anahtarıdır. Hangimiz, bir aynanın karşısına geçip, kendimizle yüzleşme cesaretini gösterebiliyoruz? Dürüstçe kendisiyle yüzleşebilen insan, doğrularını-yanlışlarını görüp, kendisini değiştiren, geliştiren, paylaşmaktan ve gerçeklerden korkmayan bir insan olur. İnsanlar dünyada benzersiz ve tekdir. Benzersizliğimizi farketmemiz, değerimizinde farkındalığını hissetmemizdir. Tüm hatalarımıza rağmen değerli ve benzersiz olduğumuzu bilmemiz, acımızı hafifletir, özgüveni, özsaygıyı ve en önemlisi kendimizi sevmeyi bize öğretir. Bu da kişisel bütünlüğümüzün temelini oluşturur. Deneyimlerimiz ve çektiğimizi düşündüğümüz acılar gerçekte kendimizi bulmamızı sağlar. Yani olumsuzluktan olumluyu yakalamış olmakla biz, sıradanlıktan kurtulup, gelişmiş birer insan olarak "insan" olmanın hazzını yaşarız. İşte o zaman yaşam bir başkadır, sevgi, saygı, güven, dostluk bir başka anlam taşır artık... Hayatımızdaki 3 kuraLİdare edilecek 3 şey : Dilimiz, huyumuz, haraketlerimiz. Sevilecek 3 şey : Cesaret, nezaket, yardım. Nefret edilecek 3 şey : Kin, kibir, nankörlük. İstenen 3 şey : Sağlık, dostluk, huzur. Uğrunda savaşılacak 3 şey : Şerefimiz, evimiz, memleketimiz. Düşünülecek 3 şey : Hayat, ölüm, sonsuzluk insanı mahveden 3 şey : Cesaretsizlik, gurur ve öfkedir. Hayatta bir kez gittiğinde asla geri dönmeyen 3 şey : Zaman,Sözcükler ve fırsattır. Hayatta hiç bir zaman kaybedilmemesi gereken 3 şey : Barış, umut ve dürüstlüktür. Hayatta en değerli 3 şey : Sevgi, kendine güven ve arkadaşlardır. Hayatta hiç emin olunamayacak 3 şey : Düşler, başarı ve zenginliktir. Hayatta insanı geliştiren 3 şey : Çok çalışma, samimiyet ve başarıdır. Hayatta En Kötü Şey : Yalnızlık En Feci Şey : Ölüm En Güzel Şey : Aşk En Zalim Şey : İntikam En Soğuk Kelime : Hayır En Sıcak Şey : Arkadaşlık En Acı Şey : Unutulmak Sıfırdan Başlamak...İMSENİN görmediği-bilmediği, kendi beyninizin içindeki uçurumun dibine yuvarlandığınızda bu iyi bir karardır: "Sıfırdan başlamak..." Sadece parayla-pulla ilgili değildir bu. Kimi zaman hiçbir şey yoksa yapacağınız... Kimi zaman yuvarlandığınız uçurumu kendiniz kazmışsanız... Belki de durup dururken mutsuzsanız... Yüreğinizdeki bağlar, eski bir bıçağın sapı gibi lak-luk oynamışsa yerinden... Deneyimliyim ben, bilirim... Bir de sabahların alacakaranlıklarında uyanıp, camdan boş sokağa bakıp ağlamışsanız... * Kimi zaman böyle olur insan. Sebep var ya da yok... Renkler parlaklıklarını yitirdiğinde... Sözler anlamsızlaştığında... Sesler bizi korkuttuğunda... Yüzler yabancılaştığında... Kısacası; size göre yaşanmazlığın tam ortasındaysanız sanki... Suyu bitmiş bir çaydanlık gibi... En iyi karardır: "Sıfırdan başlamak..." * Sokaklarda rastladığım insanlar keyifsiz. Güvendikleri kurumlara, umutla baktıkları önderlere kırgınlar. Çoğu çocuklarının endişesini taşıyor. Kimisi yılgın... Kimisi aldatıldığını düşünüyor, kızgın... O okurum endişeli gözlerle, "Yani biz çağdaşlığı kaybettik, öyle mi?" diye sorduğunda ve ben yanıtsız kalıp utanarak yere baktığımda, çocuğunun elini tutup giderken kendi kendine fısıldamıştı: "Biz de sıfırdan başlarız..." Bu doğruydu... Çağdaş-uygar bir ülkenin bireyi olmak, çocuklarına aydınlık bir dünya bırakmak isteyenler, her şeyini, ama her şeyini kaptırdıysa bile... Ülkenin tüm medeni kavramları ve kurumları gittiyse dahi... Biz de sıfırdan başlarız. Mustafa Kemal gibi... * Yakınmalar anlamsızlaşmışsa, dövünmelerin faydası kalmamışsa, dize vurmalar işe yaramıyorsa artık... En iyi karardır: "Sıfırdan başlamak..." May 07 Sen gittin !Sen gittin..." Ardından Sonbahar mevsimi geldi … Döküldü yapraklar birer birer, her biri bir tarafa savruldu… " Kocaman ağaçlar beyaz kefen giyinip ağladı, döküldü anılar bir bir dallardan...Sen gittin beni de alıp gitti sarı rüzgarlarıyla sonbahar, yaprak yaprak savurdu sokaklara, bir öksüz çocuk misali tek başıma kaldım kaldırımlarda… Kanadı kırık bir turnayım şimdi..yorgunum, çok yorgun.. İçim dışım sonbahar... Bedenim soğuk şimdi üşüyor dudaklarım, göğsüne düştü başım hüzünlü yılların, avuç avuç kimsesizlik yağıyor üzerime... Terkedilmiş cümlelerin satırlarında sonbahar alfabesine yazılıyor adım harf harf, satır satır içime dökülüyor yapraklar. Kimisi gül olup açıyor şiir şiir, kimisi diken olup batıyor yüreğime… Ey sonbahar; Gazellere yazılmış b ir kırık öykü hayatım, sıradan ve anlamsız. Her gece üzerime yıldızlar serpiştiriyorum, anlamını bilmediğim ama acısını duyduğum karanlık duygular kaplıyor içimi... "Sen gittin..." Ardından Sonbahar mevsimi geldi … Döküldü yapraklar birer birer, her biri bir tarafa savruldu… " Dilimi kanatan şiirler üşüşüyor parmak uçlarıma her gece, güz kanadında çıplak ayaklı bir çocuğum şimdi. İnceden bir sızı gibi hasret tutuşturuyor içimi. Yalnızlığın en orta yerinde öksüz ve yaralı., kaldırımlara saçıyorum yüreğimi her akşam. "Sen gittin..." Ardından Sonbahar mevsimi geldi … Döküldü yapraklar birer birer, her biri bir tarafa savruldu… " Gözyaşlarımdan turnalar döküldü kaldırımlara, hıçkırıklara büründü gökyüzü, hangi atlasın, hangi sayfasına gittin bilinmez... Bütün mevsimler sonbahara ağıt y akıyor şimdi, hiç bir mevsim avutmuyor hicranımı. "Sen gittin..." Ardından Sonbahar mevsimi geldi … Döküldü yapraklar birer birer, her biri bir tarafa savruldu… " Sonbahar yaprakları gibi şarkılar da dökülüp, dökülüp gitti ardından. Hani “Elveda bütün hatıralar”. "Yine hazan mevsimi geldi, yine yapraklar rüzgarların peşi sıra gidecek" şarkılarını kimse söylemiyor artık. Hani “Hastayım, gönül hastasıyım/ gönül ilacımı bulamazsam ölürüm”. Masalındaki sevdalıları da kimse anımsamıyor artık. Şimdi şarkılar, Şiirler, Masallarda hazan mevsiminin hüznü var; Kimsesizliğimin hüznü… "Sen gittin..." Ardından Sonbahar mevsimi geldi … Döküldü yapraklar birer birer, her biri bir tarafa savruldu… " Aradan yıllar geçti, göçüp git ti ömrümün vefalı turnaları . Anladım ki herkesin bir masalı var, her masalın bir sonu. Şimdi artık ne masallar kaldı ne de inanan masallara, ne seher yelleri yare selam götüren, ne de nazlı yardan haber getiren telli turnalar. Bir kasırga gibi esiyor sonbahar rüzgarları. Şimdi zamanın ezen girdabında yapayalnız, sevgiye, güzel bir bakışa hasret, kuruyup gidiyor ömrüm. Ne zaman seni düşünsem kanadı kırık turna misali bükülür boynum… Gittin; Ömrümün bütün mevsimlerinde seni aradım.Her giden yolcuya, her gelen yolcuya, esen rüzgarlara, yağan yağmurlara.. Sadece seni sordum ... Bilgeye sormuşlar dünya da en güzel şey ne diye ?Bilgeye sormuşlar dünya da en güzel şey ne diye? ´Sevmek´ demiş Peki sonra? demişler´Sevilmek´ demiş Peki neden sevmek sevilmekten önce geliyor? demişler O da demiş ki "insan sevdiğine sevildiğinden daha çok emindir." April 28 Hep vardın ya , yok oL şimdi !!!Hala...Hala sevdalı gözlerine gözlerim
Hep mi sen koyacaksın aramıza alabildiğine mesafeleri! Ben mi beklicem hep kapı eşiklerinde seni.. Nereye kadar sürecek bu kovalamaca? Kovalayan pes edip başkasına av olana kadar mı!! Neye yarar o zaman bitmeyen bekleyişler... Böyle olmamalıydı demek, Seviyorum ama çözülmüyor düğümler demek Sonra sesini alıp gitmek mi tek çözümün! O zaman ver geri bütün yaşanmışlıklarıı,emeklerimi,gözyaşlarımı...Hatta aşkımı bile ver de öyle git burdan...Madem kaçarcasına uzaklaşıyorsun benden daha fazla acı çektirmeden git...Hep 'çiceğim' dediğinin solmasını görmeden gitte daha fazla incitme gururumu!Hem zaten sen değilmiydin beni mutlu etmek için varolan...''Varettiğin gibi seni bende,yok oL şimdi!... Kızmıyorum sanaİnan ki...! Sadece kırgınım,üzgünüm,öyle sessiz, Tamam hadi kabulum gitmen,terketmen. Ama hani sen şartlar koymuştun ya aşkımıza Benimde birkaç isteğim var senden,bu sefer ayrılığımıza!...; Buralara birdaha uğrama olur mu? Sakın Çıkma karşıma... Benim hiç bitmiycek sevdalığım gözlerine çünkü!!! Ben sen gider gitmez yinede deniycem,alıştırmalarını yapıcam sensizliğin...!Sonra belki biraz suluycam verdiğin çiçekleri,belkide ölüme bırakıcam..Belki hatıralarımızın hepsini toplayıp pencereden dışarı atıcam,olmadı bende gidicem buralardan...Uzaklığına yol alıcam...Hatta olmadı sol yanımı deşip seni alıp içinden sana yollucam...! Kızmıyorum sana hadi yok ol şimdi!!! |
|
|