ΐzMΐR_DeLΐSΐ's profile>>>> Bir Dünya Hayal Edi...PhotosBlogGuestbookMore Tools Help

Blog


    December 11

    İksir Gibi!

    İksir Gibi!


    Öyle bebeğim
    Beni de vuran böylesi
    Gözlerin büyü misali sindiğin
    Bakması güç !
    Böyle bebeğim
    Bizi de bir tutan öylesi
    Aşktır içimizde bildiğin
    Bitmesi güç !
    Anla bebeğim
    Kalbimizi de saran böylesi
    Heyecandır sevdiğim, sevdiğin
    Dinmesi güç !
    Söyle bebeğim
    Seni de yakan öylesi
    Ruhumdur iksir gibi içtiğin
    Söndürmesi güç !


    Talha Bora Öge

    December 08

    Siyah ve Beyaz


    Siyah ve Beyaz


    Ortaokulda iken, sınıf arkadaşlarımdan birisiyle ciddi bir tartışmaya
    girdim. Onun haksiz olduğundan, kendiminse hakli olduğumdan emindim.

    Öğretmenimiz bize çok iyi bir ders vermeye karar verdi. Bizi bütün
    sınıfın önüne çıkardı ve onu masanın bir tarafına, beni de diğer tarafına
    yerleştirdi. Masanın tam ortasında yuvarlak bir nesne vardı. Siyah
    renkli bir nesne. Arkadaşıma o nesnenin rengini sordu.

    Arkadaşım ;
    " Beyaz " diye yanıtladı.

    Söylediğine inanamadım, çünkü nesne siyahtı. Yeniden tartışmaya başladık, bu kez de nesnenin rengi hakkında. Öğretmen bu kez beni çocuğun yerine , onu da benim yerime geçirdi. Ve bu defa bana nesnenin rengini sordu.

    " Beyaz " yanıtını vermek zorundaydım, çünkü belli ki nesnenin bir tarafı beyaz, bir tarafı siyahtı. Öğretmenimiz o gün bana çok güzel bir ders verdi. Karsımdaki kişinin bakış acısını anlamam için, kendimi onun yerine koymam gerekiyordu.

    insan sevdiğini görmediğinde ...

    Kıskançlıklarla, kuşkularla hesaplaşmalarla süren sancılı bir aşkın orta yerinde süren sevişmeden sonra adam odadan çıktığında başlayan
    bir hava bombardımanında ev isabet alıyor ve adamın biraz önce geçtiği bölüm çöküyor.
    Daha iki dakika önce koynunuzda olan birnin yok olduğunu görüyorsunuz.
    O korkunç anda kadın, yaşadığı çaresizlik karşısında, aslında pek de inanmadığı Tanrı'ya sığınıyor.
    Dizlerinin üstüne çöküp yalvarıyor.
    ''inandır beni'' diyor. ''O yaşarsa sana inanacağım. Ona bir fırsat tanı. Bırak mutluluğuna sahip olsun. Bunu yap, inanacağım sana.''
    Ve Tanrı'yla bir pazarlığa oturup en çok sevdiğini geri alabilmenin karşılığında Tanrı'ya en çok sevdiğini vermeyi öneriyor.
    Eğer biraz önce kapıdan çıkan erkek yeniden o kapıdan sağ olarak dönerse, o erkeği bir daha hiç görmeyeceğine söz veriyor Tanrı'ya.
    ''İnsanlar birbirlerini görmedende sevebilirler, değilmi'' diyor, ''seni hayatlarında bir kere bile görmeden sevebiliyorlar.''
    Kapı açlıyor, kadının öldüğünü sandığı erkek içeri giriyor.
    Yazar,kadının duygularını yalın bir dille anlatıyor:
    ''O anda Maurice girdi içeri. Yaşıyordu. İşte şimdi onsuz olmanın ıstırabı başlıyor diye düşündüm ve yine kapının ardında ölmüş yatıyor
    olmasını istedim.''
    Kadın sevdiği erkeğe kavuşmuş ve onu kaybetmişti.
    Ve onun yaşadığını gördüğü anda, biraz önceki pazarlığın ağırlığını farkedip,''Keşke ölseydi'' diyordu.
    Bundan sonra bi insanı görmedende sevmenin mümkün olup olmadığını öğrenceketi.
    Romandan yapılan filmde,'Tanr'yı görmeden seven insanların' birbirlerinide görmeden sevip sevmeyeceklerini , iki sevgili unutulması zor
    cümlelerle tartışıyordu.
    -İnsan sevdiğini görmediğinde aşk biter mi?
    -Düşünsene, Tanrı'yı bir kez bile görmedik ama onu seviyoruz.
    -Ama benimki o tür bi sevgi değil, Sarah.
    -Belkide başka tür bi sevgi yok ,Maurice. Aşk, bir insanı Tanrı'yı sever gibi sevmek mi, onu görmeden ama onu hissederek onun varlığına
    bağlı kalmak mı?
    Bir dokunuşa bir bakışa,bir sese, bir işarete muhtaç olmadan, onu besleyecek bir bedende, bir vaade, bir ümide ihtiyaç duymadan, tek başına da
    sürebilecek kadar güçlü bir sevgi mi aşk?
    'Sevmeye devam edebilmek için onu görmeliyim' demeyecek kadar büyük bir iman, büyük bir bağlanma mı?
    Bir ruhun bir başka ruha sarılması ve bu sarılışı bir bedene ihityaç duymadan da sürdürebilmek mi?
    'Tanrı'yı sevdiğim kadar severim seni' diyebilmek ,böylesi korkunç bir bağlılığa rıza göstermek mi aşk?
    Peygamberler bile Tanrı'ya bir kere yüzünü göstermesi için yalvarırken hiç görmedende ruhunu başka ruha adamak mı?
    Hayatın içinde, insanların sevmek için görmeye ihtiyaç duyduklarına şahit oluyoruz; kaybedişler unutuluşları da getiriyor;
    bir bedenin aracılığı olmadan bir ruha bağlılığımızı çok sürdüremiyoruz,'Tanrımız' olmuyor sevdiğimiz; imanımızı çabuk kaybetmeye
    bütün inançsızlar gibi sevgimizin sürmesi için bir kanıt görmek istemeye çok yatkınız.
    Ama bence sevgiyi ve aşkı hayatımızın bu kadar önemli bir parçası kılan bu çabuk vazgeçişler değil; Tanrı'ya
    'onu yaşatırsan ben onu bir daha görmemeye bile razıyım, insanlar seni nasıl görmeden seviyorlarsa bende onu görmeden sevebilirim'
    diyebilen birilerinin varlığına inanmamız.
    'Belkide sevmenin başka türü yoktur' diyen birilerinin romanların, filmlerin arasında dolaşması ve bizim o insanları hayatta da bulacağımıza dair
    ümidimiz, bizi aşka doğru çeken.
    Böyle bir ümidimiz olduğu için şiirler, romanlar yazıyor, böyle bir ümidimiz olduğu için şiirler, romanlar okuyoruz.
    Bu satın okumak bunun gerçek olabileceğine inanmak, bu hayali benimsemek , bizim sıradan hayatımızı, bizim yaşadığımızdan daha renkli
    daha çekici daha heyecanlı kılan.
    Hiç rastlamasanızda 'bir insanı sevmenin 'Tanrı'yı sevmek gibi bir şey olduğunu' yazan birinin varlığı sizi, bunu söyleyecek birinin varlığınada inandırır
    ve o inançtır bence sizin hayatınıza mana katan.
    Aynen, 'Tanrı'yı görmeden sevmek' gibi siz de bir insanın başka bir insanı hiç görmeden sevebileceğine, o insana hiç rastlamadan inandığınızda,
    romanların size vaat ettiği o kutsal toraklara girmek için o toprakların sınırlarında içiniz ürpererek dolaşmaya başlarsınız.
    Birisi tarafından öyle sevilmek istersiniz
    Ve birisini öyle sevmek...
    Ancak o zaman gerçek bir mümin gibi çekilecek olan acıları değil tanrısı olan bir kainatta yaşamanın mucizesini fark edersiniz.
    Acı dolu, isyan dolu bir mucize
    'Keşke inanmasaydım' dedirtecek, 'keşke onu böyle sevmeseydim' dedirtecek bir mucize..
    Ama bütün acısına bütün kederine bütün yalnızlığına rağmen vazgeçilmeyecek bir mucize...
    O mucizeyi görenlerin ondan kolay kolay kopabileceklerini sanmam...
    İnsanların bütün nankörlüklerine, alaylarına, hor görmelerine, inanmamalarına karşın tek başına kendi inancıyla yaşayan, kendi inancının
    yüceliğinde diğer insanların zavallılığını, yetersizliğini, aşksızlığını görüp, onlar için üzülen ve kendi sevgisine sıkı sıkıya tutunan bir ahir zaman
    peygamberi gibi, başkalarına bomboş gözüken bir çölde, o çölün boş olmadığını bilerek yürürsünüz.
    Sizin bu yürüyüşünüz, bir gün bir romanda ya da bir yazıda bir satıra dönüştüğünde, sizinle alay eden nice insanın çorak ve loş hayatına sizin
    hayatınızdan bir ümit ve ışık sızar.
    Büyük bir ödülün ve büyük bir cezanın sahibisinizdir.
    Bir insanı bir Tanrı'yı sever gibi sevebilecek bir güçle ödüllendirilmiş...
    Bir insanı bir Tanrı'yı sever gibi sevebilecek kadar güçlü olduğunuz için cezalandırılmışsınızdır.
    İnsanlar Tanrı'yı görmeden seviyorlar.
    Ama Tanrı'ya inananların çoğu, bir insanın bir başka insanı hiç görmeden sevmeyi sürdürebileceğine inanmıyor.
    ''bir insan başka bir insanı görmedende sevmeyi' sürdürebilir...
    Benim inancımı paylaşanlar bir gün öyle sevmeyi ve öyle sevilmeyi bekleyecekler; bu inanç, onların içine kapatıldıkları küçük hayatların
    sınırlarını yıkıp onları vaat edilmiş hayallere taşıyacak.
    Bir gün biri onlara diyecek ki:
    - BELKİ DE BAŞKA TÜR BİR SEVGİ YOK, MAURİCE.....

    Başka Bir Zaman ...

    YARINLARA BAĞIŞLADIK UMUTLARIMIZI, BU GÜNE HİÇ BİRŞEY KALMADI. GEÇMİŞE KALABALIK YANLIZLIKLARIMIZI EKLEDİK, TAKVİM YAPRAKLARI HAYALLERİMİZİ BOŞA ÇIKARDI. SEVİNÇLERDE YARIMDI, HÜZÜNLERDE... BAŞKA YOLLAR VARDI, YÜRÜDÜĞÜMÜZ BAŞKA UFUKLAR. İLK KEZ DİNLEDİĞİMİZ BİR ŞARKI GİBİ EŞSİZ GELMİŞTİ DUYGULARIMIZ. OYSA ŞİMDİ ŞARKILARDA BİRBİRİNİN AYNIYDI, BİZİMKİSİ FARKLI SANDIK. YENİ ALINMIŞ ELBİSELERLE BAYRAMLIK SEVİNÇLERİNİ YAŞAYAN ÇOCUKLAR KADAR SABIRSIZDIK AMA BAYRAMLARIN ÇOCUKSU MUTLULUKLARDA KALDIĞINI ANIMSAYAMADIK.
    YAĞMURUN TOPRAKLA BULUŞTUĞUNDA ETRAFA YAYILAN O MUHTEŞEM KOKUSU KADAR TUTKULU BİR SELE SALDIK DUYGULARI. ÇÖLLEŞMİŞ YÜREKLER VARDI UMURSAMADIK, BİZ YAĞMUR BİLMEYEN ÇÖLLERİN DİLİNDEN HİÇ ANLAMADIK. ONLAR SERAPLARA VURGUNDU, ''BİR GÜN BELKİ'' DEDİLER AMA DUYMADIK. GÖNLÜMÜZ LİMANLARA UĞRAMAYAN GEMİLER KADAR TUTKUNDU MAVİYE, O UÇSUZ BUCAKSIZ DENİZİ HEP MAVİ SANDIK. RENKLERİN HİÇBİRİYLE RAKİP GÖRMEDİK SEVDAMIZI, ONA YAŞYASAK KELİME TÜM ANLAMLARINI YÜKLEYEN BİR ÇİFT GÖZLE SAKINARAK BAKTIK. TESLİM OLMAYI GÜÇSÜZLÜK, GURURU ZAFER SANDIK. HAKLIYDIK BELKİ, AKSİNİ ANLATACAK KİMSE KARŞIMIZA ÇIKMADI. BÜYÜTÜRKEN DÜNYADAKİ VARLIĞIMIZI, KAYBOLUP GİDEN HİSLERİMİZE ÇARE BULAMADIK.
    MUTLULUK OYUNLARIYLA AVUNMAK, ZAMANI DOLDURMAK İÇİN GEREKLİYDİ BELKİ. BAŞKA BİR OLASILIK VARMIYDI? HİÇ HESAPLAMADIK. YILLAR SIRTIMIZA BİRER OK SAPLAYARAK GEÇİYORDU, YARALARIN KAPANMASINA İZİN VERMİYORDU VAKİT. HER ELE MERHEM OLUR UMUDUYLA UZANDIK. HER ŞEYE RAĞMEN, BİR ENSTRÜMANIN TELLERİNDE YENİDEN BESTELEYEBİLİRDİK HAYALLERİMİZİ. YENİDEN YAZABİLİRDİK YENİK DÜŞMÜŞ TARİHLERİ, HER ACIMIZI SEVİNCE DÖNÜŞTÜRECEK ANLARI YAKALAYABİLİRDİK EL ELE... AMA DENEMEDİK... SEVDİĞİN KADAR YAKINSIN SANIYORDUM SEVDİĞİNE, RUHUNA AMA DÖNÜŞ YOKTUR SONLARIN BAŞLANGICINA. YENİ YOLCULUKLAR İÇİN BİLETİN VARSA HALA... BAŞKA BİR YERDE... BAŞKA BİR ZAMANDA... BELKİ YENİDEN... ASLINDA İLK KEZ... KİMBİLİR...

    November 28

    Sen Varken ....

    ...gözyaşına dair...

     
    Aglamak;


    kaybedilene agit...




    hüznün doruk noktasi ;





    acinin disa vurumu;







    çiglik çiglik feryatlarin gözlerden süzülüsü;






    kalpte acan yaralarin gözden kan kirmizi tasisi...






    içinde biriken tüm feryatlarin artik dayanilmaz hali alisi;





    kalbe oturan kara bulutlarin gökgürültüsüyle yagmurlari indirisi;







    belkide bazen sevinçlerin ifadesi...





    November 22

    ey sevgili

    Bir sızıdır yüreğimdeki,
    İnler dururum…!
    Rahmet esintisinde sakladığın merhameti,
    Dinler dururum…!
    Ahları yol eder kendine dilim,
    Gider dururum…!
    Kuşlar konmaz artık gönlüme,
    Uğramazlar hiç…!
    Ve anlarım günahlarımı o an…!
    Sabahları karartan,
    Gündüzlerimi geceye boyayan günahlarımı…!
    Gözyaşlarımı kana bulayan günahlarımı…!
    Ve günahlarımı itiraftır gözlerim…!
    Sen EY Rahmet Padişahı …!
    Ümit var olunuz dedin ya,
    Tövbe edip geliniz dedin ya,
    Bundandır umut doluyum…!
    Bundandır affını,
    Düşler dururum…!!!!

    Vururda geçer gönlüme hep, ezici pişmanlıklar..
    Açılır ellerim duâya dururum…!
    Bir halsizlik,bir ürkeklik,bir mahçubluk içindeyim
    Susarım, sadece Sana’dır (c.c.) bükük boynum… !
    Bakamam semâna,
    Utanıyorum…!
    Ne büyük bir ateştir ki bu,
    Hadsiz yanıyorum…!
    Avuçlarımda gül birikmişti Sen’i (c.c.) sevince,
    Şimdi dikenlere döndüler günahlarımla,
    Kanıyorum…!

    Sızlanırım hep, ağlarım günahlarıma
    Pişmanım bütün yaptıklarıma
    Yüzüm yok belki ama
    Yok ki başka bir yer gideyim
    Yüzüm olmasa da geldim kapına…!!!!

    Sen ki En Yücesin (c.c.),
    Ben ki en acizim…!
    Sen ki Tek Padişahsın (c.c.),
    Ben ki hüküm bekleyen kölenim…!
    Ehadsın Sen, Bir Rabbimsin (c.c.),
    Bense yüzsüz kulunum…!
    Yüzsüz bir gencim…!

    Ey Kimsesizlerin Kimsesi (c.c.)…!
    Bir haber ulaşsın ötelerden yüreğime…!
    Ateşime bir yudum serinlik ulaşsın…!
    Günahlarımın enkazı altındayım…
    Tutsun beni elimden Rahmetin kaldırsın…!
    Sevdin bizi Rabbim (c.c.), sevdin de yarattın…
    Acizim, yolunda bir hiçim biliyorum…!
    Ve Sen’den (c.c.) bir umut,
    Sadece bir umut dileniyorum…!

    EY RABBİM (c.c.)…!
    Hükmedip cehennemine atarsan,
    Rab (c.c.) Sen’sin hakkındır…
    Lütfedip Rahmetine sararsan,
    Rahman (c.c.) Sen’sin şanındır…

    Ve bu son demde,,
    Yüzsüzüm, ama yinede kapına geldim…
    Güçsüzüm, ateşin sinede affına geldim….





    November 20

    Acı ama Gerçek

    Sevgilinizi,Karınızı;

    Öperseniz beyefendi degilsinizdir,
    Öpmezseniz adam degilsiniz.
    Iltifat edersiniz yalan der
    Etmezseniz birakir gider.
    Her istegine evet derseniz karaktersiz olursunuz
    Karsi çikarsaniz anlayissiz.
    Çok yanina giderseniz sıkıldım der
    Az giderseniz küser.
    Iyi giyinirseniz çapkinsin der
    Dikkat etmezseniz zevksizlikle suçlar.
    Kiskanirsiniz huyun kötü der
    Kiskanmazsiniz sevmiyorsun der.
    Siz bir dakika geç kalin kiyamet kopar
    Kendisi bir saat gecikirse bunda ne var.
    Arkadasinizla bulusursunuz adi ihmal olur
    O bulusur
    "Bizim kizlar" olur.
    Siz baska kadina bakacak olsaniz gözleriniz oyulur
    Baska bir adam ona baktiginda adi hayranlik konur.
    Konustugunuz anda dinlemenizi ister
    Dinlediginiz anda
    "Neden konusmuyorsun?" der
    November 19

    Sevgiyi sevmeyi bilmiyoruz ...

    Ne kadar acıdır,bilirmisiniz?
    Korkularımız yüzünden kaybettiklerimizi düşünmek...
    Yalanlar üzerine kurulan gelecek, hatalardan dersler almamak, paylaşamamak,
    dünden kurtulamamak, iç çatışmalarla, maskelerle yaşamak...
    Dün ölüdür.
    Şu an tek gerçektir.
    Yarın ise kucağınıza doğacak bebektir.
    Cesetlerin ve yeni doğan bebeklerin kaygısıyla yaşamı kendimize zehir ediyoruz.
    Tek gerçek olan şu anı,"şimdiyi" yaşayamıyoruz.
    Neden?
    Çünkü özgüven yoksunuyuz...
    Oturmamış, gelişmemiş kişiliklerimizle, toplumsal kalıplarımızla,
    kendimizi aşamadan, sıradanlıktan kurtulamadan birer robot gibi yaşamaya çalışıyoruz.
    Paylaşmaktan korkuyoruz.
    Bizi rahatsız eden, hatalarla dolu geçmişimizi kendimize bile anlatamıyoruz.
    Kalmış ki başkalarına anlatmak düşüncesi bile bizleri ürkütüyor.
    Oysa hata yapmak özgürlüğümüzdür.
    O doğal olan, öğrenmenin temeli sayılan "hata yapma özgürlüğümüz"ü kullanmış olmakla,
    başka bir ifadeyle, acıyı tatmak, hissetmek "tatlının" iyi olduğunu da öğrenmek, anlamak olduğunu bilmiyoruz.
    Üç yaşındaki bir çocuğa elini sobaya vurduğunda canı yanacağını defalarca söylemeniz
    birşey ifade etmeyecektir.
    Elini sobaya vurarak, canın yanması ile sobadan uzak durması gerektiğini yaşayarak öğrenecektir.
    Lütfen yaşamaktan korkmayınız!!!
    Paylaşmak, mide bulantısı olup da kusamayan hastanın, kasılmaları göze alarak,
    parmak atıp kusması, birkaç gün mide kasılmasına razı olup, sonrasında sağlığını kazanması gibidir...
    Beyni-bilinç altı dolu olan insan, sürekli mide bulantısıyla yaşayan hasta gibidir.
    Düşünün, eskilerini çıkartamadığımız için yeni birşeyler yiyemeden, sürekli "öğürerek" ama aynı zaman da taktığımız maskelerle farklı görünerek yaşamaya çalışan zavallılarız...
    Sevgiyi, sevmeyi bilmiyoruz.
    En önemlisi kendimizi sevmiyoruz.
    Sevgi, ilgi ve bilgi ile gelişir. Kendimizi tanımak,
    bilmek, değerli görmek "kendini sevme"nin anahtarıdır.
    Hangimiz, bir aynanın karşısına geçip, kendimizle yüzleşme cesaretini gösterebiliyoruz?
    Dürüstçe kendisiyle yüzleşebilen insan, doğrularını-yanlışlarını görüp, kendisini değiştiren,
    geliştiren, paylaşmaktan ve gerçeklerden korkmayan bir insan olur.
    İnsanlar dünyada benzersiz ve tekdir.
    Benzersizliğimizi farketmemiz, değerimizinde farkındalığını hissetmemizdir.
    Tüm hatalarımıza rağmen değerli ve benzersiz olduğumuzu bilmemiz, acımızı hafifletir,
    özgüveni, özsaygıyı ve en önemlisi kendimizi sevmeyi bize öğretir.
    Bu da kişisel bütünlüğümüzün temelini oluşturur.
    Deneyimlerimiz ve çektiğimizi düşündüğümüz acılar gerçekte kendimizi bulmamızı sağlar.
    Yani olumsuzluktan olumluyu yakalamış olmakla biz, sıradanlıktan kurtulup,
    gelişmiş birer insan olarak "insan" olmanın hazzını yaşarız.
    İşte o zaman yaşam bir başkadır, sevgi, saygı, güven, dostluk bir başka anlam taşır artık...

    Hayatımızdaki 3 kuraL

    İdare edilecek 3 şey : Dilimiz, huyumuz, haraketlerimiz.
    Sevilecek 3 şey : Cesaret, nezaket, yardım.
    Nefret edilecek 3 şey : Kin, kibir, nankörlük.
    İstenen 3 şey : Sağlık, dostluk, huzur.
    Uğrunda savaşılacak 3 şey : Şerefimiz, evimiz, memleketimiz.
    Düşünülecek 3 şey : Hayat, ölüm, sonsuzluk
    insanı mahveden 3 şey : Cesaretsizlik, gurur ve öfkedir.

    Hayatta bir kez gittiğinde asla geri dönmeyen 3 şey : Zaman,Sözcükler ve fırsattır.
    Hayatta hiç bir zaman kaybedilmemesi gereken 3 şey : Barış, umut ve dürüstlüktür.
    Hayatta en değerli 3 şey : Sevgi, kendine güven ve arkadaşlardır.
    Hayatta hiç emin olunamayacak 3 şey : Düşler, başarı ve zenginliktir.
    Hayatta insanı geliştiren 3 şey : Çok çalışma, samimiyet ve başarıdır.
    Hayatta

    En Kötü Şey : Yalnızlık
    En Feci Şey : Ölüm
    En Güzel Şey : Aşk
    En Zalim Şey : İntikam
    En Soğuk Kelime : Hayır
    En Sıcak Şey : Arkadaşlık
    En Acı Şey : Unutulmak

    Sıfırdan Başlamak...

    İMSENİN görmediği-bilmediği, kendi beyninizin içindeki uçurumun dibine yuvarlandığınızda bu iyi bir karardır:

    "Sıfırdan başlamak..."

    Sadece parayla-pulla ilgili değildir bu.

    Kimi zaman hiçbir şey yoksa yapacağınız... Kimi zaman yuvarlandığınız uçurumu kendiniz kazmışsanız...

    Belki de durup dururken mutsuzsanız...

    Yüreğinizdeki bağlar, eski bir bıçağın sapı gibi lak-luk oynamışsa yerinden... Deneyimliyim ben, bilirim...

    Bir de sabahların alacakaranlıklarında uyanıp, camdan boş sokağa bakıp ağlamışsanız...

    *

    Kimi zaman böyle olur insan.

    Sebep var ya da yok...

    Renkler parlaklıklarını yitirdiğinde... Sözler anlamsızlaştığında... Sesler bizi korkuttuğunda... Yüzler yabancılaştığında...

    Kısacası; size göre yaşanmazlığın tam ortasındaysanız sanki...

    Suyu bitmiş bir çaydanlık gibi...

    En iyi karardır:

    "Sıfırdan başlamak..."

    *

    Sokaklarda rastladığım insanlar keyifsiz.

    Güvendikleri kurumlara, umutla baktıkları önderlere kırgınlar. Çoğu çocuklarının endişesini taşıyor.

    Kimisi yılgın...

    Kimisi aldatıldığını düşünüyor, kızgın...

    O okurum endişeli gözlerle, "Yani biz çağdaşlığı kaybettik, öyle mi?" diye sorduğunda ve ben yanıtsız kalıp utanarak yere baktığımda, çocuğunun elini tutup giderken kendi kendine fısıldamıştı:

    "Biz de sıfırdan başlarız..."

    Bu doğruydu...

    Çağdaş-uygar bir ülkenin bireyi olmak, çocuklarına aydınlık bir dünya bırakmak isteyenler, her şeyini, ama her şeyini kaptırdıysa bile...

    Ülkenin tüm medeni kavramları ve kurumları gittiyse dahi...

    Biz de sıfırdan başlarız.

    Mustafa Kemal gibi...

    *

    Yakınmalar anlamsızlaşmışsa, dövünmelerin faydası kalmamışsa, dize vurmalar işe yaramıyorsa artık...

    En iyi karardır:

    "Sıfırdan başlamak..."

    May 07

    Sen gittin !

    Sen gittin..."
    Ardından Sonbahar mevsimi geldi … Döküldü yapraklar birer birer, her biri bir tarafa savruldu… "


    Kocaman ağaçlar beyaz kefen giyinip ağladı, döküldü anılar bir bir dallardan...Sen gittin beni de alıp gitti sarı rüzgarlarıyla sonbahar, yaprak yaprak savurdu sokaklara, bir öksüz çocuk misali tek başıma kaldım kaldırımlarda…
    Kanadı kırık bir turnayım şimdi..yorgunum, çok yorgun..
    İçim dışım sonbahar...
    Bedenim soğuk şimdi üşüyor dudaklarım, göğsüne düştü başım hüzünlü yılların, avuç avuç kimsesizlik yağıyor üzerime... Terkedilmiş cümlelerin satırlarında sonbahar alfabesine yazılıyor adım harf harf, satır satır içime dökülüyor yapraklar. Kimisi gül olup açıyor şiir şiir, kimisi diken olup batıyor yüreğime…
    Ey sonbahar;
    Gazellere yazılmış b ir kırık öykü hayatım, sıradan ve anlamsız. Her gece üzerime yıldızlar serpiştiriyorum, anlamını bilmediğim ama acısını duyduğum karanlık duygular kaplıyor içimi...

    "Sen gittin..."
    Ardından Sonbahar mevsimi geldi … Döküldü yapraklar birer birer, her biri bir tarafa savruldu… "


    Dilimi kanatan şiirler üşüşüyor parmak uçlarıma her gece, güz kanadında çıplak ayaklı bir çocuğum şimdi. İnceden bir sızı gibi hasret tutuşturuyor içimi. Yalnızlığın en orta yerinde öksüz ve yaralı., kaldırımlara saçıyorum yüreğimi her akşam.

    "Sen gittin..."
    Ardından Sonbahar mevsimi geldi … Döküldü yapraklar birer birer, her biri bir tarafa savruldu… "


    Gözyaşlarımdan turnalar döküldü kaldırımlara, hıçkırıklara büründü gökyüzü, hangi atlasın, hangi sayfasına gittin bilinmez... Bütün mevsimler sonbahara ağıt y akıyor şimdi, hiç bir mevsim avutmuyor hicranımı.


    "Sen gittin..."
    Ardından Sonbahar mevsimi geldi … Döküldü yapraklar birer birer, her biri bir tarafa savruldu… "


    Sonbahar yaprakları gibi şarkılar da dökülüp, dökülüp gitti ardından. Hani “Elveda bütün hatıralar”. "Yine hazan mevsimi geldi, yine yapraklar rüzgarların peşi sıra gidecek" şarkılarını kimse söylemiyor artık. Hani “Hastayım, gönül hastasıyım/ gönül ilacımı bulamazsam ölürüm”. Masalındaki sevdalıları da kimse anımsamıyor artık.
    Şimdi şarkılar,
    Şiirler,
    Masallarda hazan mevsiminin hüznü var;
    Kimsesizliğimin hüznü…


    "Sen gittin..."
    Ardından Sonbahar mevsimi geldi … Döküldü yapraklar birer birer, her biri bir tarafa savruldu… "


    Aradan yıllar geçti, göçüp git ti ömrümün vefalı turnaları . Anladım ki herkesin bir masalı var, her masalın bir sonu. Şimdi artık ne masallar kaldı ne de inanan masallara, ne seher yelleri yare selam götüren, ne de nazlı yardan haber getiren telli turnalar.
    Bir kasırga gibi esiyor sonbahar rüzgarları. Şimdi zamanın ezen girdabında yapayalnız, sevgiye, güzel bir bakışa hasret, kuruyup gidiyor ömrüm. Ne zaman seni düşünsem kanadı kırık turna misali bükülür boynum…


    Gittin;

    Ömrümün bütün mevsimlerinde seni aradım.Her giden yolcuya, her gelen yolcuya, esen rüzgarlara, yağan yağmurlara..

    Sadece seni sordum ...

    Bilgeye sormuşlar dünya da en güzel şey ne diye ?

    Bilgeye sormuşlar dünya da en güzel şey ne diye?
    ´Sevmek´ demiş
    Peki sonra? demişler´Sevilmek´ demiş
    Peki neden sevmek sevilmekten önce geliyor? demişler
    O da demiş ki "insan sevdiğine sevildiğinden daha çok emindir."
    April 28

    Hep vardın ya , yok oL şimdi !!!

    Hala...Hala sevdalı gözlerine gözlerim
    Hep mi sen koyacaksın aramıza alabildiğine mesafeleri!
    Ben mi beklicem hep kapı eşiklerinde seni..
    Nereye kadar sürecek bu kovalamaca?
    Kovalayan pes edip başkasına av olana kadar mı!!
    Neye yarar o zaman bitmeyen bekleyişler...
    Böyle olmamalıydı demek,
    Seviyorum ama çözülmüyor düğümler demek
    Sonra sesini alıp gitmek mi tek çözümün!

    O zaman ver geri bütün yaşanmışlıklarıı,emeklerimi,gözyaşlarımı...Hatta aşkımı bile ver de öyle git burdan...Madem kaçarcasına uzaklaşıyorsun benden daha fazla acı çektirmeden git...Hep 'çiceğim' dediğinin solmasını görmeden gitte daha fazla incitme gururumu!Hem zaten sen değilmiydin beni mutlu etmek için varolan...''Varettiğin gibi seni bende,yok oL şimdi!...

    Kızmıyorum sanaİnan ki...!
    Sadece kırgınım,üzgünüm,öyle sessiz,
    Tamam hadi kabulum gitmen,terketmen.
    Ama hani sen şartlar koymuştun ya aşkımıza
    Benimde birkaç isteğim var senden,bu sefer ayrılığımıza!...;
    Buralara birdaha uğrama olur mu?
    Sakın Çıkma karşıma...
    Benim hiç bitmiycek sevdalığım gözlerine çünkü!!!


    Ben sen gider gitmez yinede deniycem,alıştırmalarını yapıcam sensizliğin...!Sonra belki biraz suluycam verdiğin çiçekleri,belkide ölüme bırakıcam..Belki hatıralarımızın hepsini toplayıp pencereden dışarı atıcam,olmadı bende gidicem buralardan...Uzaklığına yol alıcam...Hatta olmadı sol yanımı deşip seni alıp içinden sana yollucam...!

    Kızmıyorum sana hadi yok ol şimdi!!!

    April 24

    MutLu oL , hoşLuğunLa kaL sevgiLi ... !

    Bilirim sen şiir eken birisin,
    ektiğin şiirden kim ne alır bilemezsin,
    bunu kısıtlayamazsın da.
    Biri coşkusuna karışır,
    biri hüznünden alır yazdıklarının.
    Kimi de beğenmez ki;
    her okuyanın ne hissettiğidir şiir.

    Beni tamamen değilse de yeterince anlayabildiğini sanıyordum.. Ancak; öyle anlar oluyordu ki anlamakta, anlamlandırmakta zorluk çekiyordun. Yanlış anlaşıldığımı düşünüyordum zaman, zaman. Bugün de böyle bir yanlışlığı düzeltmekti amacım. Çok düşündüm seni arayıp, aramama konusunda; seni rahatsız eder miyim kaygısıyla.... Derler ya "her şeyde bir hayır vardır", bu yanlış anlama da bir hayır olacakmış sana.

    O an senden duyduğum sözler içimi acıttı sevgili !
    O sözlerin anlatıyordu ki, bir başkasına karışmış gönül selin, bir şeyler hissetmeye başlamışsın..

    Oldum olası biliyordum sana yakınlaşmak isteyenlerin varlığını. Onların hiçbirini senin duymamış olmandı benim için önemli olan. Bu kez senin de hissediyor oluşun farklı kılan oldu şimdiyi.
    Bu bir kıvılcım demekti. Bir kıvılcımın, yangına neden olabileceğini biliriz ikimiz de. Sözlerin doğruladı ki yetmedim, yetemedim ben sana sevgili.

    Çok çabaladım bilirsin sevdamızı yaşatmak için...
    İki ileri, bir geriydi gidişim fakat sonuç bir ileriydi.
    Ve emindim ki durumumuzu hep ileri hale getirecektim, ama süre bir ay olurdu, ama bir yıl, ama iki yıl.... Hiç acelem yoktu.
    Zamanın verdiği olanaklarla, sen kendini hazır hissettiğinde, tozlarını silkip, kirlerini akıttığında; tüm güzellikleri yaşayacaktım seninle...

    Bilirsin, aşka inanan biri değilim, çok da kolay güvenip, sevdalanmam.. Bu kez yakaladığım sevdamı elimden geldiğince uzun süre, hatta yaşamım boyunca yaşayıp, yaşatacaktım. Sana güvenmiştim, her yönden dürüsttün. Ben de sana bugünümle eğri olamayacağım gibi geçmişte yaşadıklarımla da eğri olamazdım.. Tüm gizlerimi paylaştım seninle.
    Hangimiz hata yapmadık ki dünlerde....
    Güven ve dürüstlük temel olduktan sonra aşamayacağımız engel olmadığını düşünüyordum.
    Düşünüyordum da sevgili, gündeme bir yanardağ düştü.

    Ben sevenim herşeyiyle bana ait olsun isterim,
    paylaşmayı sevmem, bilemem. Tüm yüreğiyle,
    tüm gönül seliyle bende dursun isterim.
    Bir başkası karışırsa hissederim; o kişiyi senden önce hissetmem de bunun göstergesi..Bu hissetmek de değildi aslında sadece bir tesadüftü..Senin gerçek duygularını da bu tesadüf ortaya çıkardı ne yazık ki.
    Bu durumda benim çekilmem en doğrusu aradan...
    Senin hislerine takoz olamam. Ne kadar sevsem de,
    sevdiğim kişi bir başkasına kaydıysa bana durmak yakışmaz arada.

    Gülün bir kez daha soldu sevgili,
    bu kez bir mevsimlikmiş açışı....
    Şimdi dolunayın ışığı sarsın seni..

    Bunları yazmak o kadar zor ki böylesi severken...
    Baktığım, sevdiğim, doyamadığımdın sen .
    Kırıcı, acı bir söz de duymadım senden.
    Şimdi, yazgıma kahroluyorum, sana yok sitemim, öfkem. Öfkenin, kinin yıkamayacağı şey yok yaşamda.
    İsterim sevgin yaşasın benimle, tek kişilik aşkta.

    Zaman ne alır, ne verir bilemeyiz,
    dilerim doğrudur gittiğin adres.
    Yaralarını kapa, tozunu silkele ve koş O'na...
    Mutluluğu hakeden birisin sen sevgili,
    mutlu ol diliyorum hoşluğunla....

    Ben Sevmeye hazıRım seni ... ya sEn ???

    Ben Hazırım.



    ……….-Damarımdaki kanım gibisin, aksan öleceğim- o yüzden ahtapot misali yapışıyorum sana, hangi kolumu kessen, kalanlarla daha sıkı saracağım biliyorum.

    ………Öyle yanımdasın ki, öyle ruhumda, her aşka ev sahipliği mi yapar sandın bu yürek? Sen misafir değildin, sen kimse değildin, sen bendin. Çok sevdim ağaçlara renk veren gözlerini, kızaran yanlarını, sesini de sevdim suskunluğunu da ve hiçbir cümle sevgimi anlatacak kadar derin değildi yanında.

    ………Hangi mevsimin ürünüydün sen, hangi güneş yapraklarını sararttı, hangi deniz susuzluğuna ilaç oldu bilmem, tek bildiğim bir aşkın iki ortağıydık, hiçbir şey bu ortaklık kadar güzel olamazdı, hiç kimse sevdama senin kadar yakışmazdı ve hiçbir aşk bu kadar ses çıkartıpta yaşanılası olmazdı.

    ………Yazarak sevmenin, görmeden hissetmenin, bizi nasılda hasret gemisine doldurduğunu izledim başka hayatlarda. Geceyi de sevdim sende, gündüzü de; bir yalnızlığı sevemedim seni tanıdığımdan beri. Bazı zamanlarda yoktun yanımda yada hiçbir zaman mı olmadın? Seni kaybetme korkusunu da içimde taşıdım hep; yinede seninle yaşamayı sevdim, birde çocuk tarafını baktıkça ben olan. Yağmuru ıslanışlarında, rüzgarı saçlarında, sıcağı bakışlarında sevdim seni yaşarken.

    ………Bir pencereyim aslında sana açılmayı bekleyen, bir adayım aslında keşfedilmeyi bekleyen, bir Leyla’yım aslında Mecnun’u çok seven, ehlileştirilmemiş bir kısrağın delice koşan arzularıyım ben; gel.

    ………Ansızın bastıran, yağmura yakalanmış sevda oldun bana, yağdıkça doluyorsun içime. Dudaklarımdaki ateşi, gözlerimdeki ışığı, zevk veren dokunuşları sana sakladım. İçime sığdırmaya çalıştığım koca bir sevdasın sen.

    ………Ben mahkumum sana, hep yakalanma tedirginliğini içimde büyütüyorum, avut beni, bir sevdanın koynunda savrulup duruyorum, sürüklendiğim yer yüreğinin kıyıları, yolcuyum ben sana, kilometreler aşmaktayım dudaklarına, gel.
    ……….Gel, yeşil ormanlarına daldığım güzel gözlüm, hasretine binlerce kavuşma feda ettiğim mayın tarlam, bırak patlasın içimde tüm atom zerreciklerin, senin mayınlarından benim ismim çıkar.

    ……….Kaç gece koynuma hasretini alıp uyumuşum, bütün yollarım sana çıkar, ama senin bana kesişmendi asıl önemli olan, seviyordum işte. Bu suçsa birlikte işleyelim, bekleyişlerle tüketme beni, vazgeçilmezim ol, her şeyim ol

    ben sevmeye hazırım seni

    ya sen?

    YoruLdum geL-gitLerden ... !

    Bir deniz kıyısında, küçük bir kumsaldım...
    Dalgalar okşardı kumlarımı, bir anne çocuğunun saçlarını okşar gibi...

    Her dalga gelişinde, bu sefer gitmeyecek sanırdım, ama hiçbir dalga
    kalmazdı kumlarımın üzerinde, bir nefesten daha uzun süre...

    Kimi dalgalar bana deniz kabukları getirirdi, kimileri küçük, küçücük ama
    çok güzel taşlar... Hatta deniz yıldızları bile getirenler olurdu ama
    hepsi bu...
    Hiçbiri kalmazdı bir nefesten daha uzun süre...

    Kumdan kalelerim olurdu bazen... Altın sarısı kumlardan, kendi canımdan yapılmış.
    Kollarımı açmış beklerken görkemli dalgaları, gelir umarsızca yıkıp giderlerdi kalelerimi, arkalarına bile bakmadan...


    Kimi büyük bir gürültüyle gelirdi, köpüklerini saçarak etrafa büyük bir haşmetle;
    kimiyse sessiz ve sakin, karanlıkta bir fısıltı gibi...

    Ben hep en gürültülüsünü, en köpüklüsünü beklerken, anladım ki benden en çok şeyi onlar alıp götürüyordu...Sessiz sakin gelenlerse sanki bana dokunmaya kıyamıyorlar, geldikleri gibi dönüyorlardı masmavi evlerine...

    Bazen biri gitmeden bir diğeri çıkıp geliveriyordu. İşte o zaman bilemiyordum ne yapacağımı... Birini kucaklamak isterken diğeri kayıp gidiveriyordu avuçlarımdan...

    Gel-gitler oluyordu bazen... Kıyılarımdan giden dalgalar dönmüyorlardı geri.. Ve ben yalnız kalıyordum uzuuun bir zaman... Ve ilk dalga vurduğunda sahile yeniden büyük bir gürültüyle, içimde bir çocuğun mutluluğu büyüyordu...

    Haydi güzel dalgam, ne olur gel artık,
    İster fırtınalarla gel, ister meltemlerle.. ama ne olur gel...
    Sahilde bıraktığın köpük köpük gözyaşları yetmedi mi?
    Bak görmüyor musun? Açtım sana kollarımı.Gel söndür yanan kumlarımı, içimdeki ateşi...
    Yoruldum seni beklemekten, Yoruldum gel-gitlerden...

    gel-gitme artık!

    ~~ Yüreğimde KonakLa Bugün ~~

    Bütün odalarını senin için kapattım bugün..
    Al başını gel buralara..
    Düşünme gidenleri, gelecekler var diyede bekleme oralarda..
    Sabahtan havalandırdım ruhumu, senin için..
    En güzel bestelerden piknik sepeti hazırladım birde..
    Çakır keyif olalım bugün..
    Mangalda yakalım acılarımızı...
    Savuralım derdi kederi cehennemin dibine..
    Külleri el ayak öpsün...
    Gel benimle ol bugün..
    Elaleme inat seviş benimle
    Acıt canımı, hoşuma gider
    Yüreğim hebadır ulan bugün sana..
    Topla pılını pırtını gel buralara..
    Boşuna bekleme oralarda..
    Sarhoş olalım bugün..
    Denize koşalım, bir taş sen salla bir ikide ben sallarım..
    Sonrasında ver elini kayalara
    Sevdamızı haykıralım..
    Önce kuduralım çıt çıkarmadan durulalım..
    Başımı omuzuna dayar belkide ağlarım..
    Gözyaşlarıma aldırmak yok ama...
    Gülmelerden döneceğim çünkü..
    Gel benimle ol bugün..
    Yüreğimi işgal et..
    Yoluna serdim bugünü...
    Yüreğimde konakla...
    Akşama doğru usul usul yolcularım seni yarına.....

    Susuyorum !

    Yine bir gece ve yine baş başayım kendimle, işte yine seni bulup
    kaybettiğim yerdeyim.

    İnsanın bir şeylere karar vermesi ne kadar zor; ya seni içime gömmeli
    ya da artık içimden söküp atmalıyım. Ama her ne olursa olsun susmalıyım.
    Hangisi daha zor, hangisi daha acı? Gerçekten gitmeli miydin, yoksa
    kalıp yanımda savaşmalı mı?... Bir yol arıyorum kendime, bulduğum tüm
    yollarsa sana çıkıyor…

    Kapanmalı artık gözlerim. Sonsuz bir karanlıkta tek başıma yürümeye
    devam etmeliyim... Yürümeliyim ardıma bile bakmadan, yürümeliyim
    parçalayarak değerleri ve sevgileri, yok ederek yaşadığım tüm zamanları...

    Nasılda acımasız zaman. Nasıl da yüceltmiştim seni gözümde. Tutup kendi
    ellerimle koymuştum en yükseğe, sonra keyifle izlemiştim yüceliğini.
    Ama yine ben bitirmeliyim. Tutup kollarından indirmeliyim olduğun yerden.
    Ya da seni ölene kadar yaşatmalıyım içimde..... Ne kadar zor bir
    karar..

    Bir yanım: “Bir daha kimse, hiç kimse onun kadar çok sevilmeyecek”,
    derken, bir yanım sakin, sessiz...

    Zaman geçiyor, acım dinmiyor. Kapanmıyor yaralarım.. Tükenirken ben,
    aklımda bir tek sen... Görüyor musun, yine konuşuyorum ama sessizce....

    Susmayı öğreniyor yüreğim..

    Susuyorum.....